Merak insanı insan yapan şey...
Suçlanıp duruyoruz ya Irkçı, Jakoben diye bakayım dedim ne demekmiş şu ırkçılık ?
Türkçe Sözlükte Şu Karşılıkları Buldum.
ırkçılık, -ğı
a. top. b. İnsanların toplumsal özelliklerini biyolojik, ırksal özelliklerine indirgeyerek bir ırkın başka ırklara üstün olduğunu öne süren öğreti, rasizm: �Bir aralık Alman zaferi muhakkak göründüğü zamanlarda ırkçılığa dahi sapmış fakat bu devir çok kısa sürmüştür.� -H. E. Adıvar.
Güncel Türkçe Sözlük ırkçılık İng. ethnocentrism
1. Kişinin bağlı olduğu ulus ya da ırkın üstünlüğüne inanarak onun dışında kalan toplulukları aşağı ve hor görmesine dayanan tutum ve davranış. 2. Toplumu kendi kümesi, yabancı küme diye iki bölüme ayırarak kendi kümesine üstünlük ve başatlık tanıma, dış kümeye ise düşkünlük ve uyrukluk tutumunu benimsetme.
BSTS / Ruhbilim Terimleri Sözlüğü 1974ırkçılık İng. racialism
İnsanların toplumsal özelliklerini dirimbilimsel, ırksal özelliklerine indirgeyerek bir ırkın başka ırklara üstün olduğunu öne süren öğreti.
BSTS / Toplumbilim Terimleri 1975
İşte ırkçılığın sözlükteki anlamları !
Peki ben ırkçımıyım acaba ?
Açıkçası sanmıyorum.
Bu güne kadar ne teninin rengi farklı diye bir insana farklı gözle baktım. Ne de dini, dili farklı diye bir kitleyi aşağıladım.
Peki ya Kürtler ? Objektif olmaya çalışıp biraz kendimi eleştireyim.
Açıkçası 20'li yaşlarıma kadar kürt kelimesi, mahallemde oturan ve genellikle kavga etmemem gerektiğini bildiğim ama hiç bir sorun da yaşamadığım insanlarımız anlamına geliyordu.
Kürtlerle ilk tanışmam hocalı katliamı sonrasında güney doğu sınırımızı geçen kürtlerle birlikte gerçekleşmiş, hallerini görünce içim sızlamış, hatta yanlış hatırlamıyorsam insani yardım kampanyalarından birine de ailecek katkıda bulunmuş, bir nebze olsun yaralarının sarılmasına katkıda bulunmaya çalışmıştık.
Sonrasında babam işi gereği Batman ve Nusaybin de bulunduğu yıllarda, daha da sık duymaya başladım bu Kürt kelimesini. 1985 - 1989 yıllarıydı, bizi ilk tedirgin eden bir inşaat firmasının şantiyesinin bir takım insanlarca basıldığı, iş makinelerinin yakılıp bir mühendisin kaçırıldığı haberi olmuştu. O yıllarda hala telefonla oralara ulaşmak sıkıntılıydı hatırladığım kadarıyla.
Annem ve ben oldukça korkmuş bir haber alabilmek için çırpınmıştık. Allahtan babam her gün telefon eder bizimle mutlaka konuşurdu. İyi olduğunu öğrendiğimizde çok rahatlamıştık.
Sonrasında meşhur şemdinli katliamı bomba gibi düşmüştü gündeme... Kadın ve çocuklar, hata bebekler öldürülmüştü kendisine Pkk diyen terörist bir gurup tarafından. Manzara Korkunçtu !
Aynı dönemde; babamın güney doğudaki işini tamamlayıp Ankaraya geri döndüğü akşamı ise hiç unutmuyorum. Annem dörtbaşı mamur bir sofra kurmuş, hepimiz babamı göreceğimiz için heyecanlı eve gelmesini bekler bir vaziyetteydik.
Akşam yemeği hasretlerin giderildiği herkesin yüzünün güldüğü bir ortamda geçti. Ve ben, babama orada yaşadıllarını sordum. Nasıldı diye. İlk söylediği şey çok kızdırmıştı beni ! Babam, o demokratik, insan ayrımına karşı olan o adam, bana dönmüş oraya topyekün benzini döküp yakmalı oğlum demişti.Afallamıştım 16 - 17'li yaşlarımdı, oldum olası demokrat bir aile olmuşuzdur, ama babamın bu söylediğine çok şiddetli bir tepki verdiğimi hatırlıyorum " Orası vatan toprağı, onlarda bizim insanlarımız, sen nediyorsun baba" diye çıkıştığımı daha dün gibi hatırlıyorum. Sanırım babam ne dediğinin sonradan farkına varmış olacak ki, bana uzun uzun izah etmeye çabaladı neden böyle fevri konuştuğunu.
İşte Kürt kavramı, ilk defa gündemime, o yemekte, bir daha hiç çıkmamak üzere düşmüştü.
Körfez savaşı boyunca ırak ta gerçekleşen talan ise gençiğimin neredeyse tamamına damgasını vurdu sonraki dönemde.
İlk körfez savaşı sonrasında gittim askere. PKK artık iyiden iyiye azıtmış, her gün ardı arkası gelmeyen şehit haberlerine ise alışır olmuştuk. 1993 yılının sonlarıydı daha, 18 yaşımdan beri askerliğimi güney doğuda yapmak istediğimi, vatanıma sahip çıkmam gerektiğini konuşur dururdum. Annem delirirdi tabi bu söylemlerime. Eh delirmesinmi kadın; nerdeyse topyekün bir savas sürüp gitmekteydi güney doğuda. Ankarada bile her gün bir yerlerde bir canlı bomba yakalanır,Doğuda bir yerlere baskın haberleri her gün haberlerin manşetlerinde yeralırdı.
Sayın Çiller "Ya bitecek ya bitecek" demişti sonraki günlerde. Benimse ana gündemim aşk hayatım ve askerlikti açıkçası !
Evlenebilmek için askere gitmeliydim... Ve tecilimi kaldırtmak için müracatımı yaptığım o günü dün gibi hatırlıyorum. Çankaya askerlik şubesinin önünde sokağın sonuna kadar uzayan bir sıra vardı. Aklım çıkmıştı "eyvah ben burdan akşama bile çıkamam" diye düşünmüştüm. Önümdeki arkadaşa sordum "sinüs almak içinmi bekliyorsunuz" dedim. Öndeki iki kişi dönüp "yok kardeşim, ortalık bu kadar karışıkken askeremi gidilir! tecil için sıradayız" demişti,açıkçası şaşırmıştım. Ama o dönemler herkesin bir şekilde askerden kaçmaya çalıştığı, asker açığının her geçengün arttığı, şubelerin deli, topal ayırmadan herkesi askere almaya çalıştığı dönemlerdi.
Ben ise tecilimi kırdırarak askere gitmeye çalışıyordum. Neyse; sırayı bir kenara bırakıp ikinci kattaki şubeme çıktım. Askere gitmek istediğimi söylediğimde memurun yüzünün halini görmeliydiniz, inanmamıştı adam bana! "Olum çık dışarı bak bi,millet tecil ettirmeye çalışıyor sen askere gitmekten bahsediyorsun, eminmisin" dediğinde evet ve mümkün olduğunca çabuk gitmek istiyorum dediğimi hatırlıyorum.
Zaten ne olduysa ondan sonra oldu. 19 aylık askerliğimin hayatımın dayanılması en zor, en sıkıntılı ve beni tepeden tırnağa değiştirecek bir yıkım olabileceğini nerden bilebilirdim. Nasıl yıkım olmasın ben... 24 yasında sinek bile öldüremeyen ben, Şırnak/ballı denen bir yerde askerlik yapacaktım ilerleyen aylarda...
Yıllar boyu o günlerin sıkıntısını atamadım hiç üzerimden, orada gördüklerim, yaşadıklarım, ne kelimelere sığar, nede bunu anlatabilecek bir dil var yeryüzünde. Açıkçası anlatmayıda hiç istemem. Söyleyebileceğim tek şey babamın yanımdan beni tanımadan geçmesiydi hava alanına indiğimde. Sanırım bu o yıllarımı net bir biçimde özetler.
İşte orada yaşadıklarım, ayrılıkçı kürtlere karşı olan amansız nefretimin nedeni! Ve emin olun ki onlarda benim gibi insanlardan aynı duygularla nefret ediyorlar ! Ama ben Türküm diyen, vatanına milletine sadakatle bağlı, hatta bayrağını benden daha fazla seven, hatta askerliğim sırasında omuz omuza çarpışmaktan gururduyduğum Kürtlerde var. Ve benim bu insanlara karşı içimde beslediğim tek duygu hayranlık - sevgi. 39 yaşındayım; bu güne kadar çocukluğumda dahil, kürtçe konuşuyor diye kimseye gık bile demedim. Kürt olduğu için kimsenin hakkını yemedim, eziyet etmedim. (Yaralı yada sağ ele geçirdiğim militanlara bile).
Ben ırkçı değildim. Irkçılığı kınar ve nefret ederdim. Bir zamanlar masum ve insandım.
Ama artık ben ırkçıyım, gözümün önünde ülkemi bölmek isteyenlere karşı, otuz küsür etnik kökendeki insan "teba_ı sadıka", iken bir kürdüm diye ortaya çıkanlara karşı. Evet Faşistim devletime milletime silah çekenlere karşı ve Jakobenim beni yok sayanlara karşı.
Ama ne ben bunu istedim nede memnunum bu halimden, 20 aylık bir oğlum var, bir baba olarak benim çektiklerimi çekmesini bütün hayatını bri hiç uğruna feda etmesini istemiyorum.
Bende bu kanın artık durmasını istiyorum. Ama bunun adına; ülkemin parçalanmasını, "Ne mutlu Türküm Diyene!" kavramının sulandırılılarak, salakça bir gerekçeyle üst kimlik alt kimlik tanımlarıyla ötekileştirilmeyi ve Kürt - Türk diye ayrıştırılmayı kabul etmiyorum. Etmiyorum çünkü bunun sonuçlarını bizzat yaşadım. Bugün demokrasiden dem vuranlar korkunç bir iç savaşın temellerini çok sağlam bir biçimde attıklarının farkıdalarmı bilmiyorum, ama ben bunu bugün bile net olarak görebiliyor ve ailem, ülkem, insanlarım için korkuyorum.
Umarım ben yanılıyorumdur. Umarım sadece ırkçı ve jakoben'liğimin ön yargılarıdır bunlar.
Ama değilse hepimizi çok daha zor günler bekliyor demektir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder